19 Kasım 2009 Perşembe

ortaya karmakarisik...





istanbul' daki evimizi ozledim, yine...
uzun zaman olmustu bu duygu beni gelip yoklamayali... bostanci' daki cikmaz sokakta buldum kendimi, cikmaz sokagin en sonundaki apartmanin ikinci katinda.
salondaki yesil berjerin ustunde bir bebe koltugu, icinde minik...
babam onunde hemen, diz cokmus torununu kokluyor...
bir yandan da kameraya konusuyor, hosgeldin diyor ufakliga...


sonra yukaridan bam gum ayak sesleri, tik tik tik tik. merdivenleri iniyor iki kucuk ayak, uclarinda yukselip kapinin kuslu zilini caliyor. ah aliiinaaa gelmis! bizimkinde bir telas, poposuna bir beden buyuk esofmaniyla, evin icinde aliiiinaaa' nin arkasindan kosuyor. sonra kapi bir daha caliyor, bu defa gelen neemmmnemmm, gulec yuzuyle evi aydinlatiyor, bir kahve iki goz yasi, uc kahkaha, bes haklisindan sonra aliiina' sini da minik ellerinden tutup yukaridaki evine gidiyor....


bir suru adam, hic gormedigimiz daha once, bir telas esyalarimizi dertop edip kamyonun arkasina ativeriyor. ev bos, duvarin bir tarafinda hafifce kursun kalemle centik atilmis boy cetveli duruyor. kalan tek sey o. birakip cikiyoruz arkamiza bakamadan...


4 kucuk valiz, koca havaalani, sabaha karsi... minik ayaklari hic durmuyor, yeni yurumeye baslamis, onde uc-bes disiyle herkese gulumsuyor...


sonrasi yok...


tamitamina 5 yil boyunca...


simdi ne var bilmiyorum.


ne


var...

17 Kasım 2009 Salı

Sunlardan yapsak Deniz!

Sunlardan diyorum!

Önce çeşit çeşit kavanoz,

Sonra eğrelti otu,

Ağaç yosunu,

Sonra biraz merak,

Eh bolca sevgi katsak içlerine,

Yeşili de eve alsak!

Koca ormanı da!

Ha!

Ne dersin?


bkz.

10 Kasım 2009 Salı

Ben bana alıştım... Sizi bilmem ama!

"Nev-i şahsına münhasır" derdi fakülteden bir hocam, parmağımda koca koca yüzükler, kahkülü bol saçlarım, yeleklerim ve fularlarımla farklı halime... Dik kafalıydım bir de ha! Öyle böyle değil, kaydını yaptırıp derslerine girmediğim tercüme dersinin vizesinde amfinin kapısında burun buruna gelmiştik bu hocayla bir defasında! "Vayyy" demişti, "siz bu dersi alıyor mu idiniz?" kinayeli kinayeli. Sınava niçin geleyim demiş idim hatırlarım dün gibi, yanlış hatırlamıyorsam 80' in üzerinde bir not almıştım...

İtiraf edeyim çok sevimsiz gelirdi o zamanlar bana, sadece bana değil tüm bölüm öğrencilerine. Sürekli boğazını temizlerdi, garip bir hocaydı velhasıl-ı kelam. Neyse.. Paris' ten, eski aşklarından söz ederdi ara sıra, dönüp bize bakar, akılsızlar derdi utanmadan koca adam! Burada dil öğreneceğinizi umuyorsanız yanılıyorsunuz, bir dili öğrenmenin çok basit iki yolu vardır; ya ülkesine gideceksiniz yahut sevgiliyi o dili konuşanlardan seçeceksiniz. Haklı çıktı namussuz!

Sonra bir gün bana fırçayı sağlam kaydığını hatırlıyorum, ait olmadığın bir yerde neden bu kadar direndin diye. Hah! Yıllar sonra söylemiş olması ne garipti! Tam da okul biterken... Sanırım ben en çok Saadettin Hoca' yı sevmişim...




Gece gece nereden geldi aklıma bilmem, sanırım yaşadıklarım ve yaptıklarımla mutlu muyum, aslında gerçekten mutlu muyum sorgulamasından çıkıverdi. Birazdan gömeceğim bilinçaltına ait olduğu yere! Endişeye mahal yok, hala herşey pek yolunda.

Endişesiz ve pür neş'eli kalbimle, sevgiyle kucaklarım sizi...

meraklısına dip not: kahküller arada bir gelip gitmekte, fular ve koca yüzükler aynen devam:) Yelek bulamıyorum artık, eskiden ne guzel annem dikerdi...

09 Kasım 2009 Pazartesi

Bu ne? Ne bu? "Mu ni?"

Ne zaman duysam bu soruyu aklıma Aziz Nesin gelir, Mu Ni yani... Bilenler bilmeyenlere anlatsın...

Bakın bakalım ne görüyorsunuz şu fotoğrafa baktığınızda...

Damlacıklar...

Evet.

Mutfaktan sesleniyor Murat: Neşe yoğurdun kapağı nerede diye, ben kapaktaki su damlacıklarının fotoğrafını çekerken!

Akıl gitti bir süreliğine kapalıyız demeyeceğim; algı, duygu ve huzur açısından sonuna dek açığız.


08 Kasım 2009 Pazar

Huzur... (2)

Dilimde tuy bitti desem kocakari gibi hissedecegim, ki hissettim bile komik geldi yazarken! Sunu bir de suradan acik ve secik beyan edeyim istedim (sapka):


Ne bakisla, ne sozle tartismak istemiyorum!


O kadar mutluyum ve o kadar buyuk bir ic huzurum var ki kimse bozsun istemiyorum, bu kadar buyuk bir yoldan gelmisken, bunca maceraya kalkismisken hem de.


Hem de yani!


Di mi ama? Haksiz miyim simdi...


Inanin kelimeler tukendi, kalem de:)


Yazmayacagim artik benzeri seyler, mutluyum demis miydim?


Bir de bakiyorum etrafima, uzaklardakiler de dahil; sevdiklerim kendime yakin hissettiklerim ve gorduklerimin hepsinde bir ic huzuru var. Hepsi icindeki guzellige guzellik katmakla mesgul.


Sevelim guzelleselim arkadaslar, sevelim guzelleselim!


Soyleyin bana kim sevmez su yapragi? Ya da guzelligini gormeyen goz kor mudur? Kordur. Bence...


03 Kasım 2009 Salı

Okuyup yazmak vesaire...



Okuyup yazdi iste, Deniz coskun seller gibi okumaya basladi. Bugun okuldan aldigimiz gibi kendimizi uzunca bir yola attik, arabada yol boyunca arkadan miril miril sesi geliyordu; annecim bu ne demek, boyle mi okunuyor diye? Ne keyifliymis cocugun kitap okuyabilmesi, bulmaca cozer gibi kelimelere ses vermesi tek tek harf harf...

Evet artik okumaya basladi Deniz, hos uzunca bir zamandir uc harfli, cokca gordugu (high frequency word derler buralarda) kelimeleri (will, please, thank, think, hirt zirt gibi gibi) okuyordu ama bu baska, sakir sakir okuyor kucuk adam. Ama ne keyif! Gecen hafta boyle degildi mesela! Nasil oldu bilmem ama oldu iste, hepimize oldugu gibi, harika bir sekilde!

Kara tahtamiz var, kos Deniz' cigim al tebesiri eline diyorum, keyifle seyirtiyor hemen! Alesta! Ben soyluyorum o yaziyor, eksik fazla uzerinde durmadan, eglenerek... Burasiyla geldigimiz yeri cok karsilastirdim biliyorsunuz, demistim ki arada bir seneden fazla bir ucurum var; kindergarten sanki pre-k gibiydi orada. Deniz bir senelik boslugu iki ayda kapatti yavrucak, cok calisti, calistik ama. Bundan sonra rahatiz, siniftaki diger arkadaslariyla paralel seviyesi, yaris yok, uyum var. Cok mutlu cok... Tabii annesi ve babasi olarak biz de!

Daha once soylemis miydim, "iyi ki gelmisiz buraya!" iyi ki!



not: El yazisi ile ilgili bir seyler soylemek gerek:) cok ilginc gelecek size, Turkiye' deki dostlara. Deniz ve sinif arkadaslari -Deniz' in deyisiyle- "kilasik" yani el yazisiyla yazmak icin can atiyor! Ama birinci sinifta el yazisi yok burada. Hepsi bir heves isimlerini el yazisiyla yazmaya calisiyorlar, demek ki dogal bir sey el yazisi yazmak. Arastirmak gerek, ben hala kararsizim sanki once harfleri el yazisi olmadan ogrenseler daha iyi gibi. Sonra dogal olarak:) istiyorlar el yazisiyla yazmayi. pardon kilasik:)


Rotayi sasmamak, sasirmamak lazim...



insan bazen
-belki de cogu zaman-
yola cikmisken,
cok yol almisken...
neden yola ciktigini unutabiliyor.
yani bu insan,
ben;
nese yani...
unutmustu,
bugun hatirladi tekrar.
rota sasmasin!
karanlikta da,
dalgali firtinali koca okyanusta da
rota sasmasin!
mutluyum
nokta.